Durum Değerlendirmesi

Aşağıda bu blogta  daha önce yazmış olduğum bir yazıyı okurken güncellemem gerektiğini fark ettim. Şimdi başka bir açıdan güncellersek Kurandaki bir ayetin açılımı üzerinde duruyorduk. Ayet ummadığınız yerden rızıklanırsınız diye ifade ediyordu. Bu ayete başka bir veçheden yaklaşırsak eğer siz karşılaştığınız hadiseyi sınırlandırmazsanız olgu size kendinin başka bir fasetası hakkında bilgi verecektir. Burada sınırlamamak çok önemli bir kriter. Hatta olmazsa olmazımız. Bu durumda bilgiye yaklaşım prensiplerini iyi incelemek gerekiyor. Siz kendi şuur alanınız içinde belli bir düzeyde belli bir bilginin hakimi bile olsanız  olayın gidişatını zincirleme takip ettiğinizde bambaşka bir bilgi ile karşılaşabilirsiniz. Bu yeni oluşan durum daha önceki durumları yeniden revize edip başka bir açıdan görme fırsatı verecektir.

Eski Yazı:
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu gecenin hikayesi, Kuranda ummadığınız yerden rızıklandıran bir bilgi, bir mekanizma var...
Maksatlardan biri varlıkta şuur açılımı yaratmak. Bir arkadaşımız hakim olan için ummadığın yerden rızıklanma olmaz dedi Evet hem olmaz hem olur. Varlık hakim olduğunda olmaz ama hakim olmadığı bir bilgide olur.

Vaktiyle Kalenderîyye yoluna mensup bir derviş, nefsle mücahede makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonraki makam Kalenderîlik makamıdır. Yani her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir... Saç, sakal, bıyık, kaş… ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. - Vur usturayı berber efendi, der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak: - Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder: “ Kabak aşağı, kabak yukarı…” Nihayet traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar: - Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: - Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!..

Biz bir kademeyiz.